Dr. Şükür

Bir Astronota Uzay Hakkında Hangi Soruları Sorardınız?

Ömer Demir

Kendini bilen, bilmeyen bütün insanlık âleminin en fazla merak ettiği konulardan biri de uzay. Siz de uzaya gitmiş ve gelmiş bir astronotla karşılaşsanız ona uzay hakkında hangi soruları sorardınız? Herhalde sorularınızı iki gruba ayırırdınız. Nasıl gittiniz, ne hissetiniz ve neler görgünüz ilk akla gelen sorular olurdu. İkinci grupta ise aklınıza gezegenler arası seyahat, uzayda hayat, dünya dışı hayat sahipleri ve fizikçilerin bahsettiği kara delikler gibi konular gelirdi.

Tüm Üstün Zekâlılar Derneği’nin (TÜZDER) İstanbul Teknik Üniversitesi ile birlikte düzenlediği ‘Üstün Zekâlılarla Üstün Ufuklara’ konulu sempozyuma davet edilen Malezyalı astronot Dr. Muzaffer Şükür’e sizin için bu soruları sorduk. Ancak Muzaffer Şükür birinci grup sorularımızın muhatabıydı, ikinci grup sorularımız için uzay görmenin ötesinde kendini bilmeden Rabbini bilmeye kadar uzun bir yol olduğunu gördük.

Astronot olabilmek için sıkı bir eğitim aldınız ve uzay yolculuğunuzun üzerinden hayli zaman geçti. Sizde geriye kalan duygular neler?

Ben bir cerrahım ve astronot olmak benim için bambaşka bir deneyim oldu. Dünyanın muhtelif yerlerinden gelen pek çok astronot adayıyla birlikte Rusya’da eğitim aldım. Doğru yaklaşımı, doğru zihniyeti ve bu tecrübe için doğru ve elzem olan şeyleri kavrayabilmek için çabaladım.

Şunu fark ettim: Bütün bu adayların ortak bir noktası var, hepsi oldukça pozitif, istekli ve kararlı. Tabi fazlasıyla disiplinliler. İşte astronot olabilmek için özümsemeye ve benimsemeye çalıştığım özellikler bunlardı. Ve uzay seyahatinden sonra bir bütün olarak hayata bakışım değişti. Ufak şeyler artık beni ilgilendirmiyordu; aksine çocuk ölümleri, global ısınma, insanlığın ve çevrenin sair problemleriydi artık odaklandığım şeyler. Mesela oradan döndükten sonra insani yardım amacıyla Filistin’e ve Afganistan’a gittim. Asıl önemli olansa döndükten sonra insanımızın fenne, bilime daha da ehemmiyet vermesi gerektiği konusunda onlar için bir ilham kaynağı oldum. Astronot olmak için çabalamaları anlamında değil elbette; zira bu pek sınırlı sayıda kimsenin eline geçebilecek bir fırsat. Aksine onlara doktor, bilim adamı, uzay mühendisi olabileceklerini hatırlattım. İşte dönüşte hedefim insanımıza bunları hatırlatmak oldu.

Uzaya çıkmak nasıl bir duygu?

Uzayın en güzel tarafı oranın mucizevî, muhteşem bir yer olması. Mesela yeryüzünü oradan görmek fevkalade bir şey. Adeta kalbiniz atmıyor, gözlerinizi kırpmıyorsunuz ve dünyayı seyrediyorsunuz. Orada bulunduğunuz süre boyunca Allah’ın (c.c.) azametini müşahede ediyorsunuz. İnsan denen şeyin ne kadar aciz olduğunu, dünyanın milyonlarca gezegenden yalnız biri olduğunu ve bir noktayı andırdığını görüyorsunuz. Dolayısıyla insanların birbirini boğazladığını, siyasilerin sürekli kavga ettiğini görmek çok üzücü. O halde insanların zihin yapısını değiştirmek, bir bütün olarak gezegenimizi korumak için bir şeyler yapılmalı.

Öte yandan bahsettiğim bu maksat ve idealler benim gibi uzay tecrübesini yaşamış herkes tarafından paylaşılıyor. Uzaya çıkmış olmak insanların bakış açılarını çarpıcı bir şekilde değiştiriyor.

Uzaya çıktığınızda sizin Allah’ın (c.c.) varlığını hissetmenize sebep olan şey neydi?

Her şey; uzaya çıkışınız, inişiniz; oradaki karanlık, insanı hayrete düşüren azamet. Bütün bunlar muhakkak surette bir “Yaratıcı”nın varlığını kabule sevk ediyor sizi. Bir Müslüman olarak yalnız ben değil, diğer din mensupları da aynı şeyi hissettiler. Gezegenleri, yıldızları, ayı, galaksileri gördüğünüzde O’nun varlığına kani oluyorsunuz. Yaratıcının olmadığını iddia eden çılgınlar oraya gitmeliler!

“Uzayı fetheden dünyayı fetheder.” derken neyi kastetmiştiniz?

Uzay yoluyla elde edilecek teknoloji bir ülkeyi oldukça güçlü kılacaktır. İşte bu yüzden ABD, Rusya ve Çin uzaya gitmek için adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Ardından İran, Hindistan ve Pakistan’ın da bu anlamda çabaları var. Uzay sayesinde elde edilecek teknolojik kazanımlar muazzam. Bu açıdan Türkiye’nin de bir gün uzaya insan gönderebilmesini umuyorum. Çünkü bu insanınızın bilim adamı, mühendis vs. olabilmesi için onlara ilham verir. Dolayısıyla bu da ülkenizi daha güçlü, daha donanımlı kılacaktır.

Uzay seyahatinden sonra uzaya ilginiz ve orayla alakalı çalışmalarınız devam etti mi, ediyor mu?

Evet. Arzum uzayla daha çok ilgilenmek. Biliyorsunuz ortopedi cerrahıyım. 2 haftada bir defa mutlaka hastaneye gidiyorum. Geriye kalan vaktimi Milli Üniversite’de (Malezya) uzay bilimi dersleri veriyorum, araştırmalara nezaret ediyorum.

Kaybolan Malezya Havayollarına ait uçak hakkındaki düşünceleriniz neler? Kimileri boyut değiştirdiğini ya da UFO’larca kaçırıldığını dahi söyledi.

Teknolojik anlamda bunca ilerlemenin kaydedildiği, bütün bu imkânlar kullanılarak aranıp taranan bu boyutta bir uçağın hâlâ bulunamamış olması gerçekten şaşırtıcı. Birçok ülkeyle işbirliği içinde aramalar devam ediyor, fakat hâlâ nerede olduğu tespit edilebilmiş değil. Elbette bu yolcu yakınları açısından da kabullenmesi güç bir hadise. Dua ediyorum; inşallah en kısa zamanda en azından uçağın akıbeti hakkında bir şeyler bulunabilir. Farklı bir gezegene geçiş vs. gibi bir şey olduğunu düşünmüyorum. Çok büyük ihtimalle Atlas Okyanusu’nda bir yere düştü. Benim kanaatim, pek çokları gibi, bu yönde.

Ezanı uzayda duyduğunuzu söylemiştiniz, sizden başka duyan oldu mu?

Biliyorsunuz, uzayda sesi taşıyacak boşluk olmadığından sesin yeryüzünden oraya aktarılabilmesi mümkün değil. Dolayısıyla etrafımdakilere de hemen sordum; ama onlar ya ezanın ne olduğunu bilmiyorlardı ya da öyle bir şey duymadılar. Fakat benim için uzay baştan ayağa mucizelerle doluydu. Mesela uzaya ilk çıkan Müslüman olan Prens Sultan bin Selman Kâbe-i Muazzama etrafında nurdan bir hâle gördüğünü söylemişti. Ayrıca mesela aya gidenlerden bir kısmı Efendimiz’in mucizesiyle yarılan aydaki o izleri gördüğünü ifade etmişlerdi. Her insan farklı tecrübeler yaşıyor orada. Benim için orayı görmek Allah’ın (c.c.) azamet ve kudretini bizzat müşahede etmekti.

Yorum Yaz

Yorumlarda e-posta hesabınız gösterilmeyecektir.